Tek konutta emlak vergisi adaletsizliği

Devletimiz konut sahibi kişilerden “bina vergisi” ve “kültür ve tabiat varlıklarını koruma katkı payı” adı altında senede iki kere vergi alıyor. İstanbul’da 2+1 bir daire için bu tutar 2016 yılında yıllık yaklaşık 350 TL.

Tek bir konuta sahip olup bu konutta ikamet eden kişilerden de bu vergi alınıyor. Oysa emlak vergisi, bir tür varlık vergisidir. Varlıklı olan kişilerden alınmalıdır. Belki zar zor başını sokacak bir çatıya sahip kişilerden değil. Tabii sokaklarda yaşayan bir evsiz olmak olağan, güç bela bir daire sahibi olmak lüks sayılmıyor ise…

Anayasa m. 73/2’ye göre: “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.”

Tek bir konut sahibi olan ve orada ikamet eden bir kişiden, barınacak konutu var diye vergi almak vergide adaletle bağdaşmaz. Zikrettiğim anayasa hükmüne aykırı olur.

Bu uygulama Anayasanın 57. maddesine de uygun değildir. Bu madde “Konut hakkı” başlığını taşır ve şu hükmü içerir: “Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.

Anayasa, konut ihtiyacını karşılama tedbirlerini almanın devletin bir görevi olduğunu belirtirken, barınma hakkının bir ihtiyaç olduğunu vurgular. Bu ihtiyaç, insan haysiyetine uygun bir hayat sürmenin bir koşuludur ve bu sebeple, uluslararası sözleşmelerle korunan bir insan hakkı olan “yaşama hakkı”nın bir uzantısıdır.

Saydığım hukuki gerekçelerin yanında, sosyal adaletin de bir gereği olarak, tek bir konutu olan ve bu konutta ikamet eden kişiler, bu konut bakımından bina vergisinden ve koruma katkı payından muaf tutulmalıdırlar.

Lüks konutlar bu muafiyet kapsamı dışında tutulabilirler. Bu, vergide adaletle bağdaşır. Örneğin brüt 200 m2 ve altında yüzölçümüne sahip konutlarla sınırlı bir muafiyet tanınabilir ve böylece lüks konutlardan vergi alınması sağlanabilir.

Halen çok sınırlı belirli istisnalar dışında tüm konutlardan emlak vergisi alınmaktadır. Bu uygulamanın Anayasanın 2, 57 ve 73. maddelerine aykırı olduğu kanaatindeyim.

Windows 10 kullanırken gerçekleşen giden ağ trafiğinden örnekler

Windows 10 kurulumu sırasında “Hızlı Ayarlar” ile kurulum yaparsanız Windows bilgisayarınızı kullanımınızla ilgili birçok veriyi toplar ve Microsoft’a gönderir. Ben hızlı ayarları kabul etmedim ve kendim bu ayarları tek tek yaptım. Veri toplanması ve gönderilmesi ile ilgili sunulan seçeneklerin tümünde buna izin vermemeyi tercih ettim. Buna rağmen Windows kullanırken giden ağ trafiğini de denetleyen güvenlik yazılımımın bana verdiği bazı uyarıları sizinle aşağıda paylaşıyorum.

Mesela Onedrive’da oturum hiç açılmamış olduğu halde bir anda şöyle bir mesaj aldım:

Fotoğraflar uygulamasını ben çalışmıyor sanıyorken Fotoğraflar uygulaması olduğunu sandığım bir program internetle iletişim kurmaya çalışıyordu:

Yine durup dururken alınan bir uyarı, hangi yazılım buna neden gerek gördü hiçbir fikrim yoktu:

Windows Gezgini bilgisayarımdaki dosyalar arasında dolaşmamı sağlayan bir uygulama… Bu uygulama her nedense internette bir sunucuyla iletişime geçmek isterken:

Ve Onedrive uygulamasının değişmiş olduğu bu sebeple verilen izin ayarının güncellenmesi gerektiği uyarısı… Bu uygulama değişikliğinin Windows güncelleştirmeleri yoluyla mı yapıldığı yoksa kötü amaçlı bir yazılımın eseri mi olduğunu anlamam mümkün görünmüyor. Bu konularda bana Windows bir bildirimde bulunmadığı için bunu anlamam mümkün veya kolay değil.

Kral Demos’u yoldan çıkarmak üzerine

Kral Demos’u yoldan (veya baştan) çıkarmak üzerine kurulu sistemlerin dünyanın sorunlarına çare olması mümkün mü?

Hele ki bu yoldan çıkarma amacı uğrunda her yola başvurmak mübah ve her hakkı kısıtlamak mümkün ise?

Russell, 1928 yılında şöyle yazıyor:

“Eğitim, basın, politika, din -kısacası dünyanın en etkili güçleri- şu anda irrasyonellikle el eledir. Bu güçler Kral Demos’u yoldan çıkarmak için ona övgüler yağdıran kişilerin elindedir. Çare, gerçekleştirilmesi çok zor olan sosyal ve siyasal değişimlerde değil; bireylerin komşuları ve dünya ile olan ilişkilerine daha akıllıca ve dengeli bir bakış açısı getirme çabalarında yatmaktadır. Dünyamızın çekmekte olduğu sıkıntıların çözümünü, günden güne yaygınlaşmakta olan rasyonalizmde aramamız gerekir.”

Bertrand Russell, Sorgulayan Denemeler, “İnsan Rasyonel Olabilir mi?”, s. 39.

 

Neden hukuk yazısı yazmıyorum?

Yazılması gereken çok sayıda, çok önemli hukukî konu olmasına ve benim de bu konuları yakından takip etmeme ve gayet iyi bilmeme rağmen bunları yazmıyorum.

Dahası, diğer hukukî konuları da, asıl önemli konuları yazmadığım için yazmıyorum. İçimden gelmediği gibi mantıklı da gelmiyor.

Bunların sebebi ben değilim.

Sadece tarihe not düşmek istedim.

“Bu ürün lisanssızdır” (!)

Mümkün mertebe bir Libre Office kullanıcısı olmama rağmen uzun zamandır Office 365 Business abonesiyim. Microsoft Word en sık kullandığım yazılım bu paketteki…

Son zamanlarda Word 2016, bir “güncelleştirme” ihtiyacı olduğu konusunda beni uyarıp duruyordu. “Peki” dediğimde ise her seferinde bu girişimi bana açıklanmayan bir sebeple başarısızlıkla sonuçlanıyordu.

Nihayet hiç arkası kesilmeyeceği anlaşılan bu uyarılardan ve başarısızlıklardan usandım ve meseleyi araştırdım. Hatanın çözümüne dair resmi yönergeleri buldum, okudum ve uyguladım.

Uzunca bir “çevrimiçi onarım” bekleyişi sonunda Word’ü açtığımda ürünümün etkinleştirilemediği, lisanssız olduğu ve birçok Word özelliğinin devre dışı bırakıldığı uyarısıyla karşılaştım. Manzara şuydu:

Office 365 Word lisanssızOffice365 lisanssız (2)

Windows 10’da karşılaştığım güncelleştirme sorunlarından yeterince yorgunum. Şimdi bir de Microsoft Office 365’te benzer bir sorun yaşıyordum.

Her ay düzenli abonelik ücreti ödediğim, işlerim için gerekli bir yazılımın “çoğu” özelliği, bir güncelleştirme sonrası birdenbire yazılım “lisanssız” olduğu gerekçesiyle devre dışı bırakılmıştı. Bir emoji ile ifade etmek gerekirse durumum şuydu: 😠

Ha bu arada, lisans sahibi olduğum, kendisini düzenli olarak güncelleştirmeyi ve periyodik online lisans kontrolünü bana dayatmayan Word 2010’u da artık bilgisayarıma kurunca etkinleştiremediğimi, çünkü bu yazılım için Microsoft’un artık etkinleştirme hizmeti vermediğini de not düşmek isterim. Bunu hatırlayınca, durumumu anlatan emojiyi de şununla değiştirmem gerekiyor: 😡

Lisanssız bir Word 2007 veya Word 2010 ile Word’e işim düştüğünde bu işleri sorunsuzca görmek yerine, kalkıp her ay para ödeyen lisanslı bir Office abonesi ve lisanslı Word 2010 sahibi olduğum için cezalandırılmayı gerçekten hakediyordum, ne diyebilirim ki?

Signal tarayıcıda!

Güvenli (uçtan uca kriptolama ve dijital imza destekleyen) iletişim uygulaması Signal bir süredir, Android ve iOS uygulamalarının yanı sıra, bir Chrome eklentisi ile bilgisayar üzerinden iletişim kurmaya da imkan tanıyor.

Ubuntu kullanıyorsanız Chrome eklenti ayarlarından uygulama kısayolu oluşturabiliyor ve “başlatıcı” (launcher) aracılığıyla Chrome’u çalıştırmadan doğrudan Signal’i kullanabiliyorsunuz.

Peki WhatsApp varken neden Signal kullanasınız?

  • Signal açık kaynaklı özgür bir yazılım. Uygulamanın gerçekte ne yaptığını herkes inceleyebilir ve denetleyebilir. Öte yandan Whatsapp kaynak kodları kapalı bir yazılım. Gerçekte ne yaptığını herkesin incelemesi ve denetlemesi mümkün değil.
  • WhatsApp, Facebook’a ait bir uygulama. Facebook’un kullanıcı verilerini NSA (ABD Ulusal Güvenlik Teşkilatı) ile paylaştığına ve kişisel verilerinizin gizliliğine saygı göstermediğine dair belgeler olduğu ileri sürülmüştü. Kaldı ki Facebook zaten sizin verilerinizi toplayıp sizi kategorize ettiğini ve bu verileri reklam verenlere pazarladığını saklamıyor (Bu arada, neden Facebook kullanmamalısınız sorusuna bazı makul cevapları şurada bulabilirsiniz).
  • Signal, WhatsApp’ın aksine, telefonun da aynı anda bağlantıda olmasını zorunlu tutmuyor.
  • WhatsApp’ta geçtiğimiz günlerde var olduğu ileri sürülen ve tartışmalara sebep olan “arkakapı” (backdoor), Signal’de yok (Diğer taraftan, Signal’in yaratıcıları da WhatsApp’taki bu özelliği bir “arkakapı” olmadığını açıkladılar).
  • Signal, WhatsApp’ın aksine, verilerinizi Facebook ile -veya başka herhangi bir kimseyle- paylaşmıyor.
  • WhatsApp kullanıcılarına reklam göstereceğini duyurmuştu. Signal bunu yapmıyor.
  • WhatsApp Android sürümünde gizliliği ortadan kaldıran kritik bir açık bulunmuştu.
  • Çünkü Edward Snowden da Signal kullanıyor! :)

Neden Signal yerine (veya onunla birlikte) WhatsApp kullanasınız?

  • Çünkü hemen herkes onu kullanıyor. :)

Veri sızıntısı mağduru musunuz?

İnternet aracılığıyla kullandığımız hizmetlere e-posta adresimizi ve kendimizle ilgili başka bilgileri verebiliyoruz. Kişisel verilerimizi paylaşıyoruz, bir başka ifadeyle.

Zaman zaman çeşitli hizmet sağlayıcıların hack’lendiğini, verilerimizin sızdırıldığını duyuyoruz, okuyoruz. Böyle bir olaydan geçtiğimiz günlerde söz etmiştim örneğin.

Aşağıdaki siteye girip karşınıza çıkan kutuya e-posta adresinizi yazıp gönderdiğinizde size hangi veri sızıntılarının mağduru olduğunuzu söylüyor:

https://haveibeenpwned.com/

Şayet veri sızıntısı mağduru olduğunuzu tespit ederseniz, sızıntıya uğrayan hizmetlerdeki şifrelerinizi ve aynı şifreyi kullandığınız başka hizmetler var ise oralardaki şifrelerinizi bir an önce değiştirmenizde yarar var.

Web tarayıcınız sizi koruyor mu?

Aşağıdaki adreste karşınıza çıkacak “Test Me” düğmesine tıklayarak, sizi takip eden, hakkınızda veri toplayan, gözetleme yapan birinci veya üçüncü taraf sitelere karşı web tarayıcınızın sizi koruyacak özelliklere sahip olup olmadığını test edebilirsiniz.

https://panopticlick.eff.org

Olumsuz sonuç alırsanız önerim (PC -ve muhtemelen Mac- için): Firefox + Ublock Origin (üçüncü taraf betiklerini engelleyecek şekilde yapılandırılmalı) + Ghostery (tüm “tracker”ları engelleyecek şekilde ayarlanmalı) + Self Destructing Cookies + HTTPS Everywhere

Kimler işveren vekili sayılır?

İşe iade davalarını açmak için aranan şartlardan birisi de, davacının işveren vekili statüsünde olmamasıdır. Peki eski çalıştığı işyerinde yetkili pozisyonda olan her çalışan işveren vekili midir? İşveren vekili olarak kimler sayılabilir?

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre işletmenin bütünü yönetip işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan kişiler işveren vekili sayılıp iş güvencesinden yararlanamayacaktır.

Yerleşik Yargıtay kararlarına göre iş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri her şeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak belirtelim ki, iş yerinde genel müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir; bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2009/41 Esas – 2010/38580 Karar sayılı, 17.02.2010 tarihli ilamında iş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

“…4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi işçinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmaması gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri her şeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak belirtelim ki, iş yerinde genel müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir; bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir. Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin 18’nci madde anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır, işyerinin tümünü sevk ve idare ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Bu işyeri işletmeye bağlı bir işyeri de olabilir. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, işyerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa İş Kanunu’nun 18. maddesi anlamında işveren vekili sayılmaz. İş güvencesinden yararlanır. Aynı şekilde, işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan insan kaynakları müdürü ile personel müdürü, işyerinin tümünü yönetmediğinden iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilecektir. Ancak işletmeye bağlı bir işyerinde, bu işyerinin tümünü sevk ve idare eden, ayrıca işe alma ve işten çıkarma yetkisi olan işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. (26.05.2008 gün ve 2007/35929 Esas, 2008/12484 Karar sayılı ilamımız). Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacının, davalı şirketin müdürü olarak şirketi her konuda münferiden temsil ve ilzam etmek üzere yetkili olduğu ticaret sicil kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ticaret sicil kayıtlarındaki bu tescil karşısında davalı şirket ile davacı arasında düzenlenecek sözleşme ile bu yetkinin bölünmesi üçüncü kişileri bağlamayacağından davacının işveren vekili sayılması gerekir. Bu nedenle iş güvencesi kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığından, davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır…”

Continue reading →