Tahkikata geçmeden önce sürelere ilişkin savunmalar hakkında karar verilmesi gerektiğine dair…

Hukuk usulünde, usule uygun olarak ileri sürülmüş hak düşürücü sürelere dayanan itirazlar ve/veya zamanaşımı def’ilerinin tahkikat öncesinde incelenmesi ve şartları var ise davanın reddi gerekir.

HMK m. 142/1’de bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:

“Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar.”

Bu açık hükme karşın uygulamada mahkemeler zamanaşımı ve diğer süreler yönünden karar vermeyi erteleyebilmekte, tahkikat aşamasına geçmekte, esasa ilişkin diğer hususlarda yargılama yapmakta ve hüküm aşamasına gelindiğinde zamanaşımı yönünden red kararı verebilmektedirler.

Taraflar yargılamanın esasa ilişkin derinliklerine girilmesi karşısında zamanaşımı savunmalarının kabul edilmediği zannına kapılmakta ve hüküm aşamasında şaşkınlığa uğramaktadırlar.

Mahkemelerin ön inceleme aşamasından sonra karar vermeleri gereken hususlarda karar vermeyi erteleme alışkanlığı, davaların gereksiz yere uzamasına,  zaman kaybına, ulaşım, bilirkişi ücretleri gibi çeşitli lüzumsuz masraflara sebep olmakta, tarafların ve taraf vekillerinin mağduriyetine neden olmaktadır. Bu konuda tarafların ve vekillerinin talep ve ısrarlarının da çoğu zaman görmezden gelinmesi, yargı pratiğimizde nadir görülen bir uygulama değildir.

Bu konuya ilişkin yakın tarihte verilmiş bir Yargıtay kararına 1 konu davada, hariçten yapıldığı ileri sürülen, başka bir deyimle noterde veya tapu müdürlüğünde resmi şekilde yapılmayan bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlık yargılama konusu olmuştur. Davacı, sözleşmeye aykırı olarak satıcının taşınmazı üçüncü kişiye satıp devrettiğini ileri sürerek satıcıya yaptığı ödemelerin iadesini talep etmiştir. Davalı sözleşmeyi ve ödemelerin bir kısmını kabul etmediği gibi kabul edilen ödemelerin kiraya ilişkin olduğunu ve ayrıca ödemelerin iadesi talebinin zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi yaptığı yargılamanın sonunda, dosyada resmi şekilde yapılmış geçerli bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi bulunmadığı, tanık beyanlarıyla da bir sözleşmenin varlığının kanıtlanamadığı 2, bunların yanı sıra ödemenin iadesi talebinin zamanaşımına uğradığı gerekçeleriyle davayı reddetmiştir.

Yargıtay, temyizen yaptığı incelemede, zamanaşımı yönünden öncelikle karar verilmesi gerektiğini belirtmiş, zamanaşımı yönünden davanın reddini usul yönünden red sayarak, aşağıdaki ifadelerle hüküm kurmuştur:

Bir davada usul yönünden red sebepleri var ise, davanın usulden reddine karar verilmekle yetinilmesi gerekir. Davanın usulden reddi, işin esasının incelenmesine engel teşkil eder. Davanın hem usulden, hem de esastan reddine karar verilmesi mümkün değildir. Buna rağmen, mahkemece davanın hem zamanaşımı nedeniyle, hem de esastan reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

Zamanaşımı def’i ve hak düşürücü sürelere ilişkin itirazlar, usul hukukuna değil, maddî hukuka ilişkin savunmalardır. Bu savunmaların kabul edilerek davanın reddi, davanın usulden değil, esastan reddi olarak nitelenmelidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bu hukukî nitelemesi isabetsizdir.

Ayrıca bu kararın gerekçesinde, ödemenin iadesi talebinin hangi zamanaşımı süresine tabi tutulduğuna ilişkin bir açıklama yapılmamış olması, mahkemenin ödemeyi nasıl bir hukuki vasıflandırmaya tabi tutarak değerlendirme yaptığını öğrenme imkanından tarafları ve bizi mahrum bırakmaktadır. Oysa verilen hükmün gerekçesinin ayrıntılı ve açıklayıcı olması zorunludur. Bu, gereği gibi bir temyiz incelemesi yapılabilmesinin de ön şartıdır.

Öte yandan kararda esasa ilişkin diğer hususlar incelenmeden önce zamanaşımı yönünden inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiğine ilişkin gerekçe isabetlidir.

Yargıçlarımız, HMK m. 30 (usul ekonomisi) ve m. 142 hükümlerini, Yargıtay kararlarını ve doktrinde bu hususta getirilen eleştirileri dikkate alarak zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerle ilgili kararları ön incelemeden hemen sonra vermeli, davaların gereksiz yere uzamasına sebep olmamalıdırlar.

Dipnotlar:

  1. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2015/17932 K. 2017/2952 sayılı ve 13.3.2017 tarihli kararı
  2. İlk derece mahkemesi yargılamasında, resmi şekle aykırı bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin varlığının ispatı için tanık dinlenmesi ve bu konuda Yargıtay’ın bir açıklama yapmamış olması da ilginç bir nokta olarak not edilmelidir.

Mevduat nedir, kredi nedir, kredi refinansmanı nedir?

Mevduat nedir?

“Mevduat, gerçek ya da tüzel kişiler tarafından bankalara veya bu konuda yetkili kuruluşlara belli bir faiz getirisi karşılığında, istenildiği zaman veya belli bir vade ya da ihbar süresi sonunda çekmek üzere yatırılan Türk Lirası veya yabancı paralar olarak tanımlanmaktadır. 5411 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ise mevduat, yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para şeklinde tanımlanmıştır. Ülkemizde sadece mevduat bankalarının mevduat toplama yetkisi bulunmaktadır. Mevduat, banka kaynakları arasında önemli bir yer tutmakta, banka pasiflerinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bankalar özkaynaklarından ziyade mevduata ve diğer yabancı kaynaklara dayanarak faaliyet göstermektedir. Dolayısıyla mevduat miktarı, aktif büyüklüğünün yanı sıra banka büyüklüğünü belirleyen önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.” – Rekabet Kurulu’nun 13-13/198-100 sayılı kararı, 25. paragraf.

Kredi nedir?

“Kredi, bir bankanın; gerçek ya da tüzel kişilere yasaları, iç kurallarını ve kendi kaynaklarını göz önünde tutarak belli bir teminat karşılığında ya da teminatsız olarak para, teminat (mektubu) ya da kefalet verme şeklinde tanıdığı imkan ya da limit olarak tanımlanmaktadır. Krediler belli bir başlangıç ve bitiş süresi, başka bir ifadeyle vade içermektedir. Bankalar kredilerden faiz, komisyon ve benzeri gelirler elde etmekte olup söz konusu gelirler bankaların en önemli gelir kaynağını oluşturmaktadır. Bu çerçevede krediler banka büyüklüğünü belirleyen önemli bir unsurdur.” – Rekabet Kurulu’nun 13-13/198-100 sayılı kararı, 29. paragraf.

Kredi refinansmanı nedir?

“Kredilere ilişkin önem arz eden bir diğer husus ise kredi  refinansmanıdır. Kredi refinansmanı, genellikle daha uzun vadeli ve yüksek tutarlı krediler olan konut kredilerinde söz konusu olmaktadır. Konut kredisi refinansmanı, bir bankadan alınan konut kredisinin müşterinin talebi üzerine ve genellikle kredinin maliyetini azaltmak amacıyla yeniden yapılandırılmasıdır. Yeniden yapılandırma çoğunlukla faiz oranı düşüşleriyle paralel olarak konut kredisinin faiz oranının ve bu çerçevede maliyetinin azaltılması amacıyla gerçekleştirilmektedir. Ayrıca kredinin vadesinde, teminatında ve ödeme planında da değişikliğe gidilebilmektedir. Bunun yanı sıra, konut kredileri bir başka bankaya transfer edilerek de yeniden yapılandırılabilmektedir.” – Rekabet Kurulu’nun 13-13/198-100 sayılı kararı, 33. paragraf.

Not: Bu yazı yazılırken özgür olmayan hiçbir yazılım kullanılmamıştır. İşletim sistemi: debian, tarayıcı: Firefox.

Rekabet Kurulu’nun 12 Banka Karteline İlişkin Kararına Dayalı Tazminat Davaları

Rekabet Kurulu’nun 13-13/198-100 sayılı kararıyla, “kartel” oluşturmak suretiyle faiz oranlarını kendi aralarında anlaşarak belirledikleri, bu ve sair anlaşmalar ve uyumlu eylemlerle rekabet hukukunu ihlal ettikleri iddia edilen, Akbank, Denizbank, FinansBank, HSBC, ING Bank, Türk Ekonomi Bankası, Garanti Bankası, Garanti  Ödeme Sistemleri A.Ş., Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş., Halkbank, İş Bankası, Vakıfbank, Yapı ve Kredi veya Ziraat Bankası‘nın Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiklerine karar verilmiştir.

Bu karara dayanarak, yukarıda anılan bankalardan birinden, 21 Ağustos 2007 ile 22 Eylül 2011 tarihleri arasında konut kredisi, taşıt kredisi, ihtiyaç kredisi, kredi kartı veya vadeli mevduat hesabı kullananlar için tazminat yolu açılmış bulunuyor. Zararın 3 katına kadar tazminat alma ihtimali söz konusu. Tazminatın alınması için zamanaşımı geçmeden dava açmak gerekiyor.

Hangi banka ve şirketler bu kapsamda?

  • Akbank
  • Denizbank
  • FinansBank
  • HSBC
  • ING Bank
  • Türk Ekonomi Bankası (TEB)
  • Garanti Bankası
  • Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.
  • Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş.
  • Halkbank
  • İş Bankası
  • Vakıfbank
  • Yapı ve Kredi
  • Ziraat Bankası

Hangi tarih aralığı kapsam dahilinde?

21 Ağustos 2007 ile 22 Eylül 2011 tarihleri arasında konut kredisi, taşıt kredisi, ihtiyaç kredisi, kredi kartı, vadeli mevduat hesabı kullananlar için tazminat yolu açıldı.

Hangi tür krediler kapsam dahilinde?

  • Konut kredisi,
  • Taşıt kredisi,
  • İhtiyaç kredisi,
  • Kredi kartı,
  • Vadeli mevduat hesabı

kullananlar için tazminat yolu açıldı.

Ne kadar tazminat alınabilir?

Kullandığınız kredi için fazla faiz ödediğiniz veya vadeli mevduatınıza olması gerekenden daha düşük faiz aldığınız yargılama sırasında tespit edilirse, uğradığınız zararın 3 katına kadar tazminat alma ihtimaliniz bulunuyor.

Örneğin konut kredilerinde kartel üyelerinin faiz oranlarını arttırdıkları Rekabet Kurulu kararında tespit edilmiştir. Kararın ilgili bir bölümünde şu ifadeler bulunmaktadır:

Adı  geçen  bankaların  ilan  edilen  konut  kredisi  faiz  oranları  incelendiğinde  tamamının […] konut kredisi faiz oranlarında artış yaptığı görülmektedir. Bu çerçevede, GARANTİ 12 baz puan (%0,12), AKBANK 10-15 baz puan (%0,10-0,15), İŞ BANKASI  15  baz  puan  (%0,15),  YKB  15  baz  puan  (%0,15)  ve FİNANSBANK  da  8-15 (%0,08-0,15) baz puan aralığında artış gerçekleştirmiştir.

Yine örnek olarak, bir konut kredisi kullandıysanız burada aktarılan baz puanlar kadar faizi fazla ödediğiniz tespit edilebilir ve ödediğiniz faizin 3 katına kadar tazminat alma ihtimalinizden söz edilebilir.

Tazminat alma ihtimalim ne kadar?

Rekabet Kurulu’nun söz konusu kararı, Danıştay’ın 2015/4605 sayılı kararı ve 2015/4614 sayılı kararı ile hukuki denetimden geçmiş ve hukuka uygun bulunmuştur.

Bu sebeple, hukukta hiçbir yargılamanın sonucu kesin olmamakla beraber, şartları var ise tazminat alma olasılığınızın yüksek olduğu söylenebilir.

Tazminatın yasal dayanağı var mı?

Evet.

Tazminat talebiniz 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun m. 57 ve m. 58’e dayalı olarak ileri sürülebilir.

Dava için zamanaşımı ne kadar?

Sözleşmeye dayalı alacaklarda zamanaşımı süresi 10 yıldır. Bankalar bunun daha kısa olduğu savunmasını yapacaklardır. Mahkemeler bu savunmalara itibar etmemelidir. Eğer yukarıda bahsedilen kapsamda iseniz hiç vakit geçirmeden bir avukat danışmanlığında dava açmayı değerlendirmenizi öneririm.

Davayı kendim açabilir miyim?

Davayı kendiniz de açabilirsiniz ancak yapacağınız küçük bir hata veya ihmal büyük hak kayıplarına mal olabileceğinden bir avukat vasıtasıyla davayı açmanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Motosiklet satış ve devir işlemlerinde MTV şartı?

Noterden bugün aldığım bilgiye göre, motosikletin satış ve devir işlemlerinde aracın motorlu taşıtlar vergilerinin (MTV) ödenmiş olması zorunlu. Bununla birlikte MTV’nin ilgili taksidinin ödeneceği ayın ilk gününden önce yapılan devirlerde o taksidin ödenmesi gerekmiyor.

Örneğin 1 Haziran 2017’de devir yapılacak ise, 2017 yılının 1. MTV taksidinin ödenmiş olması zorunlu iken 2. MTV taksidinin ödenmiş olması zorunlu değil. Oysa satış 1 Temmuz günü veya daha sonra yapılmış olsa idi 2. taksidin de ödenmiş olması gerekecekti.

İlgililerin bilgisine…

Kimlik doğrulamalarında bariz ve hayati güvenlik sorunları

Yazı yazılduktan sonra ek:
Bugün okuduğum bir haber:
Şebekeden 20 milyon kişinin
kimlik ve banka hesap bilgileri çıktı

Özet: Anne kızlık soyadı, doğum yeri, doğum tarihi, nüfus cüzdanı seri numarası gibi bilgiler, kimlik doğrulama amacıyla kullanılmaya elverişli düzeyde gizli değildirler. Tüketicilere hizmet veren kişi ve kuruluşlar, özellikle bankalar, sadece bu bilgilere bakarak kimlik doğrulaması yapmayı terk etmeli, daha güvenli çözümleri acilen hayata geçirmelidirler. Aksi takdirde yaptıkları iş ve işlemlerden müşterilerinin uğrayacağı zararı tazminle sorumlu tutulmaları gerekir.

***

Hizmet aldığımız kurumların, özellikle bankaların kimlik doğrulama işlemlerinde çok bariz ve hayati güvenlik sorunları bulunuyor.

Örneğin kurumların anne kızlık soyadı bilgisini sanki sadece müşterinin bilebileceği bir gizli bilgi gibi kabul ettiği, kimlik teyidi amacıyla bu bilgiye öteden beri başvurduğu malum…

Bugün çoğu bankanın müşteri hizmetlerini telefonla arayarak, hedefteki kişinin nüfus cüzdanı seri numarası, doğum yeri ve tarihi, telefon numarası ve anne kızlık soyadı gibi bilgilerine sahipseniz o kişi adına ve hesabına işlem yapabilmeniz, o kişinin hesaplarını boşaltmanız, o kişiyi borç altına sokmanız mümkün.

Bu çok ciddi bir güvenlik açığı…

Nüfus cüzdanı seri numarası, doğum yeri ve tarihi gibi anne kızlık soyadı da bir sır değil, aksine, özellikle ülkemizde, çok kolayca ele geçirilebilen bir bilgidir.

Bu bilgileri, hemen her gün, çeşitli abonelik veya bankacılık sözleşmelerinde ve birçok resmi işlemde paylaşmak zorunda kalıyoruz. Kimliğimizin fotokopisini yerli yersiz vermeye mecbur bırakılıyoruz. Bazı binalara ancak kimliğimizi güvenliğe bırakarak girebiliyoruz. Örnekler sayısız… Kimlik bilgilerimizin kimlerin elinden geçtiğini, kimlerin bu bilgilere erişebildiğini, bu bilgilerin nerelere aktarıldığını bilmemiz imkansız.

Kaldı ki siz her türlü önlemi alıp anne kızlık soyadı bilginizi hiç kimseyle paylaşmasanız bile, dayınızın, dayınızın çocuklarının adını bilen herkes anne kızlık soyadınızı da biliyor demektir. Dolayısıyla Facebook, Twitter gibi bir sosyal ağı standart gizlilik ayarlarında kullanan bir kişiye ait anne kızlık soyadı bilgisinin, o kişinin yakın veya uzak çevresinden ve hatta internetteki herhangi biri tarafından deneme yanılma yoluyla tahmin edilmesi sanıyorum fazla uzun sürmeyecektir.

Dahası siz dilediğiniz kadar önlem almış olun, bütün vatandaşlarımızın kimlik ve adres bilgilerinin daha geçen sene internete saçıldığını hatırladığınızda kimlik teyidi amacıyla kullanılan bu bilgilerin sizin için de hiçbir güvenliğinin olmadığını anlarsınız.

İşin kötüsü, siz bu bariz güvenlik sorununun farkında olsanız bile bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey bulunmuyor. Tüketici olarak bankaların ve diğer hizmet sağlayıcıların sözleşmeleri ve uygulamaları ne ise bunları olduğu gibi kabul etmek durumunda kalıyoruz.

Tüm bu gerçeklere rağmen ne yazık ki mahkemeler bu kimlik doğrulaması usulünün uygulanmasında bir beis görmüyor, bu yolla bankalar tarafından yapılan kimlik doğrulamalarına dayanılarak kötü niyetli üçüncü kişiler tarafından yapılan işlemlerden hesap sahibini sorumlu tutabiliyorlar (Örneğin, Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/10/2014 tarih ve 2013/859-2014/646 sayılı karar ve bu kararı temyizen inceleyen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bu hususu bir bozma sebebi olarak zikretmeyen E. 2015/9531 K. 2015/9693 T. 30.9.2015 sayılı kararı).

Bankalar mevzuatları gereği, en üst derecede özenle çalışması gereken uzman kuruluş kabul edilirler. Tüketicilere ve tacirlere sundukları hizmetlerle ilgili güvenlik risklerini saptamak ve gerekli önlemleri almak bankaların sorumluluğundadır. Bankaların nüfus cüzdanı seri no, doğum yeri ve tarihi, anne kızlık soyadı gibi bilgilerin güvenli ve gizli bilgi sayılamayacağını bilemeyecekleri düşünülemez. Dolayısıyla bankaların bu bilgilere dayanarak, müşteri bilgisi ve onayı dışında yaptıkları işlemlerden doğan zararlardan müşterilerine karşı sorumlu tutulmaları gerekir.

Gerek bankaların, gerekse mahkemelerin, bu gerçeklerin artık farkına vararak anne kızlık soyadı teyidi gibi geleneksel yöntemleri bırakmalarının ve çağımızın koşullarına uygun yeni kimlik doğrulama vasıtalarını uygulamalarında esas almalarının çok acil olduğunu düşünüyorum.

Bu uygulamaların yol açabileceği zararların büyüklüğü bilindiği halde geleneksel yöntemlerin sürdürülmesini, herkesin görebileceği bu bariz sorunların hayati konularda görmezden gelinmesini hayretle karşılıyorum.

Islak imzanın ispat gücü sorgulanmalı…

signascript.jpgGünümüzde bir insan elinin ürünüymüş gibi ıslak imza atabilen makineleri satın almak mümkün olmasına rağmen hukuk düzenimizde ıslak imza hala mutlak bir ispat vasıtası olarak kabul görüyor.

Bir kişinin ıslak imzasını böyle bir makine yoluyla kağıt üzerine basarak o kişinin borçlu olduğuna yönelik haksız iddialarınızı kanıtlama imkanına sahip oluyorsunuz.

Aynı yöntemle kişinin mahkeme önünde suçlu bulunmasına yol açabilecek deliller de üretebiliyorsunuz.

Gerek hukuk usulü gerekse ceza usulünde ıslak imza ile ilgili teknolojik gelişmeleri dikkate alan yeni yasal düzenlemeler yapılmasının ve ıslak imzanın yerini tutabilecek güvenilir ve pratik çareler düşünülmesinin çok acil bir ihtiyaç olduğu kanısındayım.

Bu konuya kayıtsız kalınmasını hayretle karşılıyorum.

Kral Demos’u yoldan çıkarmak üzerine

Kral Demos’u yoldan (veya baştan) çıkarmak üzerine kurulu sistemlerin dünyanın sorunlarına çare olması mümkün mü?

Hele ki bu yoldan çıkarma amacı uğrunda her yola başvurmak mübah ve her hakkı kısıtlamak mümkün ise?

Russell, 1928 yılında şöyle yazıyor:

“Eğitim, basın, politika, din -kısacası dünyanın en etkili güçleri- şu anda irrasyonellikle el eledir. Bu güçler Kral Demos’u yoldan çıkarmak için ona övgüler yağdıran kişilerin elindedir. Çare, gerçekleştirilmesi çok zor olan sosyal ve siyasal değişimlerde değil; bireylerin komşuları ve dünya ile olan ilişkilerine daha akıllıca ve dengeli bir bakış açısı getirme çabalarında yatmaktadır. Dünyamızın çekmekte olduğu sıkıntıların çözümünü, günden güne yaygınlaşmakta olan rasyonalizmde aramamız gerekir.”

Bertrand Russell, Sorgulayan Denemeler, “İnsan Rasyonel Olabilir mi?”, s. 39.