Kimlik doğrulamalarında bariz ve hayati güvenlik sorunları

Yazı yazılduktan sonra ek:
Bugün okuduğum bir haber:
Şebekeden 20 milyon kişinin
kimlik ve banka hesap bilgileri çıktı

Özet: Anne kızlık soyadı, doğum yeri, doğum tarihi, nüfus cüzdanı seri numarası gibi bilgiler, kimlik doğrulama amacıyla kullanılmaya elverişli düzeyde gizli değildirler. Tüketicilere hizmet veren kişi ve kuruluşlar, özellikle bankalar, sadece bu bilgilere bakarak kimlik doğrulaması yapmayı terk etmeli, daha güvenli çözümleri acilen hayata geçirmelidirler. Aksi takdirde yaptıkları iş ve işlemlerden müşterilerinin uğrayacağı zararı tazminle sorumlu tutulmaları gerekir.

***

Hizmet aldığımız kurumların, özellikle bankaların kimlik doğrulama işlemlerinde çok bariz ve hayati güvenlik sorunları bulunuyor.

Örneğin kurumların anne kızlık soyadı bilgisini sanki sadece müşterinin bilebileceği bir gizli bilgi gibi kabul ettiği, kimlik teyidi amacıyla bu bilgiye öteden beri başvurduğu malum…

Bugün çoğu bankanın müşteri hizmetlerini telefonla arayarak, hedefteki kişinin nüfus cüzdanı seri numarası, doğum yeri ve tarihi, telefon numarası ve anne kızlık soyadı gibi bilgilerine sahipseniz o kişi adına ve hesabına işlem yapabilmeniz, o kişinin hesaplarını boşaltmanız, o kişiyi borç altına sokmanız mümkün.

Bu çok ciddi bir güvenlik açığı…

Nüfus cüzdanı seri numarası, doğum yeri ve tarihi gibi anne kızlık soyadı da bir sır değil, aksine, özellikle ülkemizde, çok kolayca ele geçirilebilen bir bilgidir.

Bu bilgileri, hemen her gün, çeşitli abonelik veya bankacılık sözleşmelerinde ve birçok resmi işlemde paylaşmak zorunda kalıyoruz. Kimliğimizin fotokopisini yerli yersiz vermeye mecbur bırakılıyoruz. Bazı binalara ancak kimliğimizi güvenliğe bırakarak girebiliyoruz. Örnekler sayısız… Kimlik bilgilerimizin kimlerin elinden geçtiğini, kimlerin bu bilgilere erişebildiğini, bu bilgilerin nerelere aktarıldığını bilmemiz imkansız.

Kaldı ki siz her türlü önlemi alıp anne kızlık soyadı bilginizi hiç kimseyle paylaşmasanız bile, dayınızın, dayınızın çocuklarının adını bilen herkes anne kızlık soyadınızı da biliyor demektir. Dolayısıyla Facebook, Twitter gibi bir sosyal ağı standart gizlilik ayarlarında kullanan bir kişiye ait anne kızlık soyadı bilgisinin, o kişinin yakın veya uzak çevresinden ve hatta internetteki herhangi biri tarafından deneme yanılma yoluyla tahmin edilmesi sanıyorum fazla uzun sürmeyecektir.

Dahası siz dilediğiniz kadar önlem almış olun, bütün vatandaşlarımızın kimlik ve adres bilgilerinin daha geçen sene internete saçıldığını hatırladığınızda kimlik teyidi amacıyla kullanılan bu bilgilerin sizin için de hiçbir güvenliğinin olmadığını anlarsınız.

İşin kötüsü, siz bu bariz güvenlik sorununun farkında olsanız bile bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey bulunmuyor. Tüketici olarak bankaların ve diğer hizmet sağlayıcıların sözleşmeleri ve uygulamaları ne ise bunları olduğu gibi kabul etmek durumunda kalıyoruz.

Tüm bu gerçeklere rağmen ne yazık ki mahkemeler bu kimlik doğrulaması usulünün uygulanmasında bir beis görmüyor, bu yolla bankalar tarafından yapılan kimlik doğrulamalarına dayanılarak kötü niyetli üçüncü kişiler tarafından yapılan işlemlerden hesap sahibini sorumlu tutabiliyorlar (Örneğin, Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/10/2014 tarih ve 2013/859-2014/646 sayılı karar ve bu kararı temyizen inceleyen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bu hususu bir bozma sebebi olarak zikretmeyen E. 2015/9531 K. 2015/9693 T. 30.9.2015 sayılı kararı).

Bankalar mevzuatları gereği, en üst derecede özenle çalışması gereken uzman kuruluş kabul edilirler. Tüketicilere ve tacirlere sundukları hizmetlerle ilgili güvenlik risklerini saptamak ve gerekli önlemleri almak bankaların sorumluluğundadır. Bankaların nüfus cüzdanı seri no, doğum yeri ve tarihi, anne kızlık soyadı gibi bilgilerin güvenli ve gizli bilgi sayılamayacağını bilemeyecekleri düşünülemez. Dolayısıyla bankaların bu bilgilere dayanarak, müşteri bilgisi ve onayı dışında yaptıkları işlemlerden doğan zararlardan müşterilerine karşı sorumlu tutulmaları gerekir.

Gerek bankaların, gerekse mahkemelerin, bu gerçeklerin artık farkına vararak anne kızlık soyadı teyidi gibi geleneksel yöntemleri bırakmalarının ve çağımızın koşullarına uygun yeni kimlik doğrulama vasıtalarını uygulamalarında esas almalarının çok acil olduğunu düşünüyorum.

Bu uygulamaların yol açabileceği zararların büyüklüğü bilindiği halde geleneksel yöntemlerin sürdürülmesini, herkesin görebileceği bu bariz sorunların hayati konularda görmezden gelinmesini hayretle karşılıyorum.

İkinci el ürünlerde tüketici hakları

İkinci el ürünlerde tüketici haklarından yararlanılabilir mi, araba, cep telefonu veya başka herhangi bir malı ikinci el olarak aldığınızda tüketici hukukunun sağladığı haklardan yararlanabilir misiniz, üreticiye yönelik olarak tüketici hakem heyetlerine veya tüketici mahkemelerine başvurabilir misiniz, hukuken durum nedir soruları hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum.

Yargıtay bu konuda çelişkili kararlar veriyor olsa da 1,Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararlarında, garanti süresi zarfında ortaya çıkan ayıplar bakımından ve garanti süresinden sonra ortaya çıkan gizli ayıplar bakımından, malı ikinci el olarak satın almış olan tüketicilerin de, tüketici hukuku kapsamındaki haklardan ve garanti belgesine ilişkin haklardan yararlanabilecekleri kabul edilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2005 tarihli bir kararında 2 bu hususu şöyle ifade eder:

Otomobilin garanti süresi içinde el değiştirmesi durumunda dahi garanti borcu ortadan kalkmayıp, satın alan tüketicinin de garanti kapsamından yararlanma olanağı vardır.

Garanti belgesinin verilmesi zorunluluğu kapsamında, yasa, satıcıyı/ayıba karşı sorumlu tutulanları, garanti süresi içinde malın malzeme, işçilik, montaj hataları nedeniyle arızalanması halinde ücretsiz onarım yapmakla yükümlü tutmakta, sık sık arızalanma sonucu maldan yararlanamama süreklilik gösterirse tüketicinin değiştirme talep edebileceğini ve bu talebin muhataplarınca reddedilemeyeceğini belirtmektedir.

Bu koşullar altında, değiştirme talebine karşı satıcı yanında bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı da müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaktadır ( TKHK.m.13/f.3 ).

Bu karardaki şu cümle önemlidir:

Garanti kişiyi değil ürünü takip eder.

Aynı husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009 tarihli bir kararında 3 şu şekilde ifade edilmiştir:

Otomobil, garanti belgesi ile birlikte satılması zorunlu olan bir maldır ve garanti süresi içinde el değiştirmesi durumunda dahi garanti borcu ortadan kalkmaz; satın alan tüketici de sağlanan garantiden yararlanabilir.

Bu kararlardan da anlaşılacağı üzere, garanti belgesiyle satılması zorunlu olan, otomobil, cep telefonu, bilgisayar gibi ürünleri ikinci el olarak satın alan tüketiciler de, tüketici hukukunun ve garanti belgesinin sağladığı haklardan yararlanabilmelidirler.

Dipnotlar:

  1. Örneğin, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 5 Kasım 2015 tarihli bir kararında (E. 2015/10990 K. 2015/10690 T. 5.11.2015 sayılı karar), ikinci el bir araç satın aldığınızda, araçta üretim hatasından kaynaklanan bir ayıp ortaya çıksa bile, ikinci al alıcının araç üreticisi ile arasında alım satım sözleşmesi bulunmadığından tüketici hukukundan yararlanamayacağına karar vermiştir. Bu kararda, davaya bakmaya tüketici mahkemesinin değil, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu belirtilmiştir.

    Bu karardan sadece 1 ay kadar önce verdiği, E. 2015/3491 K. 2015/8447 T. 6.10.2015 sayılı başka bir kararında 20. Hukuk Dairesi tamamen zıt yönde bir hüküm kurmuş; ikinci el araç alımından kaynaklı ayıp iddiasında dava tüketici kanununa dayalı olarak açıldığından görevli mahkemenin asliye hukuk değil tüketici mahkemesi olduğuna karar vermiştir.

    Öte yandan 13. Hukuk Dairesi, aynı günlerde, Ekim 2015 tarihinde verdiği E. 2014/38179 K. 2015/30867 T. 21.10.2015 sayılı kararında, ikinci al araç alıcısı ile aracın üreticisi arasında bir sözleşme bulunmamasına rağmen ikinci el araç alıcısının da üretimden kaynaklanan ayıplar sebebiyle tüketici hukukunun sağladığı “ayıpsız misli ile değişim” talebini yöneltmeye hakkı bulunduğuna karar vermiştir.

  2. E. 2005/4-487 K. 2005/553 T. 5.10.2005
  3. E. 2009/13-542 K. 2009/551 T. 25.11.2009

Tüketicilerden alınan banka ücretlerine dair yönetmeliğin yürürlük tarihi

Sevgili tüketiciler, bankaların sizden tahsil ettiği kredi kartı üyelik ücreti, kart aidatı, dosya masrafı, hesap işletim ücreti gibi masraf ve ücretlerin iadesi için tüketici hakem heyetlerine ve tüketici mahkemelerine başvururken dikkat etmeniz gereken çok önemli bir konu var.

Tüketicilerden alınan banka ücretlerine hukuki dayanak getiren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmelik‘ten daha önce bahsetmiştim.

Bu konudaki iki önemli güncel karara da değinmiştim.

Ödediğiniz ücretlerin iadesi için başvuruda bulunmadan önce, sizden alınan ücretin hangi tarihte alındığı büyük önem taşıyor.

Bu yönetmeliğin yürürlük tarihi 3 Ekim 2014.

Banka ile aranızdaki sözleşme hangi tarihli olursa olsun, bu tarihte ve sonrasında sizden alınacak ücretler, masraflar, Yönetmelik kapsamında tutulmuştur (Yönetmelik m. 16).

Özetle, 3 Ekim 2014 günü ve sonrasında ödediğiniz ücretler ve masraflar, bu Yönetmelik kapsamında olacaktır.

Aman dikkat…

Tüketicilerden alınan banka ücretlerine dair iki önemli karar…

Bankaların tüketicilerden hesap işletim ücreti, dosya masrafı ve benzeri adlar altında aldıkları ödemelere yasal dayanak getirildiğinden daha önce bahsetmiştim. Yargıtay kararları da bu doğrultuda çıkmaya başladı. Bu yazıda bu konuda verilen iki kararı kısaca özetleyerek değerlendireceğim.

Değineceğimiz ilk karar Kasım 2015 tarihinde verilmiş. Davada tüketici, nakit avans ücretinin iadesini talep etmiş. Mahkeme tüketiciyi haklı bulmuş. Banka temyize gitmiş ve Yargıtay tüketiciyi haksız bulmuş. Kararda Yargıtay, davaya uygulanması zaman yönünden mümkün olmayan ve banka ücretlerine hukuki dayanak getiren Yönetmeliğe de atıf yapmış. Şu cümleyle:

 “Nitekim somut olayda uygulanma imkanı yok ise de 6502 Sayılı Kanuna göre çıkarılan 3.10.2014 tarih 29138 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren …Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından hazırlanan “Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”te ücret alınması mümkün olan EK-1 numaralı “Ürün ve Hizmet Sınıflandırması” listesinde kredi kartları ile ilgili olarak “Nakit Avans Çekim Ücreti” alınabileceği belirtilmiştir.

Somut olayda bu hükmün uygulama imkanı olmamasına rağmen ve bunu da kararda belirterek üstelik… (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2015/5544 K. 2015/14654 T. 12.11.2015)

İkinci karar Aralık 2014’de veriliyor. Bir tüketici mahkemeden bankanın kendisinden aldığı kredi kartı aidatını ve nakit avans komisyonunun iadesini talep ediyor. Tüketici mahkemesi davayı kabul ediyor. Banka temyize gidiyor. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi dosyayı inceliyor ve kararı bozuyor. Bankanın haklı olduğuna karar veriyor. Bu kararda şu gerekçelere dayanıyor:

  1. Nakit avans komisyonu ile ilgili olarak Yargıtay, karşılıksız bir hizmet olmadığı, ATM’lerde bu amaçla para bulundurulduğu, bu sebeple bedelin alınabileceğine karar veriyor ve ekliyor, diyor ki, “Nitekim somut olayda uygulanma imkanı yok ise de 6502 sayılı yasaya göre çıkarılan 3.10.2014 tarih 29138 Sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından hazırlanan ‘Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te ücret alınması mümkün olan EK-1 numaralı ‘Ürün ve Hizmet Sınıflandırması’ listesinde kredi kartlarıyla ilgili olarak ‘Nakit Avans Çekim Ücreti’ alınabileceği belirtilmiştir.“. Yargıtay bu yeni düzenlemeye yine atıf yapıyor, somut olayda uygulama imkanı olmadığı halde…
  2. Kredi kartı aidatı ile ilgili olarak da Yargıtay’ın tüketiciyi haksız bulma sebepleri şöyle özetlenebilir: 1) Tüketici kart aidatını öderken ihtirazi kayıt ileri sürmemiştir. 2) Aidat ücreti ödendikten sonra indirim istenemez. 3) Tüketici aidat ödemesine rağmen sözleşmeyi sürdürdüyse artık “ahde vefa” gereği aidat iadesi isteyemez. Yargıtay bu konuda yeni yönetmeliğe atıf yapmamış. Davaya konu kart aidatları 2005-2013 arasına ilişkin, yani yeni yönetmeliğin uygulama döneminde değil. Ancak yine de atıf yapabilirdi zira yeni yönetmelik, kredi kartı üyelik ücretlerinin alınabileceğini açıkça düzenliyor. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2014/36187 K. 2014/41794 T. 26.12.2014)

Yargıtay’ın banka masraflarına hukuki dayanak getiren yönetmeliğe, somut olayda uygulanma imkanı olmamasına rağmen her iki kararda da atıf yapması, bu yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra alınan kart ücretleri, hesap işletim ücretleri, dosya masrafları gibi ücretlerin iadesi taleplerinde tüketicileri bu gerekçeyle HAKSIZ bulacağına dair kuvvetli bir işaret kanaatimce.

Bu yazıyı okuyan sevgili tüketiciler… Bu masraflarla ilgili olarak tüketici hakem heyetleri ve tüketici mahkemelerine başvururken bu masrafların hangi zamandan kaynaklandığını da göz önünde bulundurarak dikkatli hareket etmenizi tavsiye ederim. Hatalı bir başvuru yaparsanız, ödemek zorunda kaldığınız banka ücretlerine ilaveten, yargılama masraflarına ve yasal vekalet ücretlerine de katlanmak zorunda kalabilirsiniz. Yönetmeliğin yürürlük tarihi ile ilgili yazımdan bilgi edinebilirsiniz.

Tüketici Hakem Heyeti Başvuru Sınırları 2016

Tüketici Hakem Heyeti Başvuru Sınırları 2016:

Tüketici hakem heyetlerine başvuru için 2016 yılında uygulanacak maddi sınırlar belirlendi.

2016 yılı Tüketici Hakem Heyeti başvuru sınırları aşağıdaki gibidir:

Tüketici hakem heyetlerinin, uyuşmazlıklara bakmakla görevli olmalarına ilişkin parasal sınırlar;

  • a) İlçe tüketici hakem heyetlerine başvuru için üst parasal sınır, 2.320 Türk Lirası,
  • b) Büyükşehir statüsünde olan illerdeki il tüketici hakem heyetlerine başvuru için parasal sınır, 2.320 Türk Lirası ile 3.480 Türk Lirası arası,
  • c) Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerindeki il tüketici hakem heyetlerine başvuru için üst parasal sınır, 3.480 Türk Lirası,
  • ç) Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde, il tüketici hakem heyetlerine başvuru için parasal sınır, 2.320 Türk Lirası ile 3.480 Türk Lirası arası,

olarak tespit edilmiştir.

Tüketici hakem heyetlerine ve tüketici mahkemelerine başvuru konusunda bazı önemli ve pratik bilgiler için şu yazımı okuyabilirsiniz.

Tüketicilerden alınan kart aidatı, dosya masrafı gibi banka ücretlerine ilişkin son düzenlemelerle ilgili güncel durum hakkında bilgi arıyorsanız şu yazımı okuyabilirsiniz.

Tüketici hakem heyetlerine başvururken bu parasal sınırları dikkate almak önem taşır. Bu nedenle başvuru yapılmadan önce bu miktarların kontrol edilmesi gerekir.

Konut Finansmanı Sözleşmeleri Yönetmeliği yayımlandı

Kredi kullanarak konut satın almış veya alacak olan tüketiciler için bir haber…

Konut Finansmanı Sözleşmeleri Yönetmeliği, bugün Resmi Gazete’de yayımlandı, 28.11.2015 tarihinde yürürlüğe girecek. Yönetmelik metnine şuradan ulaşabilirsiniz.

Yönetmelik, 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 39 ve 84 üncü maddelerine dayanılarak hazırlandı.

Yönetmelik kapsamında konut finansmanı sözleşmesi, konut edinmeleri amacıyla tüketicilere kredi kullandırılması, konutların finansal kiralama yoluyla tüketicilere kiralanması, sahip oldukları konutların teminatı altında tüketicilere kredi kullandırılması ve bu kredilerin yeniden finansmanı amacıyla kredi kullandırılmasına yönelik sözleşmeyi ifade etmektedir.

Sözleşme öncesi bilgilendirme yükümlülüğü, sözleşmenin şekli ve zorunlu içeriği, sigorta yaptırılması, erken ödeme, yeniden finansman, temerrüt ve geç ödeme, faiz oranı, bağlı kredi sözleşmesi, kefalet ve sair konularda yönetmelikte tüketicileri ilgilendiren düzenlemeler bulunmaktadır. Bu düzenlemelerden ileride gerekirse daha ayrıntılı bahsederiz.

Yargıtay içtihadı: Tüketici hakem heyetine başvurmak mümkün ise icra takibi yapılamaz

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, kanun yararına bozma yoluyla önüne gelen davada yaptığı incelemede; tüketici hakem heyetine başvurulabilen hallerde doğrudan icra takibi yapılmasının hukuka aykırı olduğuna karar verdi.1

Kararda,

“Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, tüketici sorunları hakem heyetine müracaat edildiği tarihte yürürlükte olan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 22.maddesi ile, davanın açıldığı tarihte ve karar tarihinde yürürlükte olan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 68.maddesinde belirlenen miktarın altında kalan uyuşmazlıklar için, icra takibi yapılmadan veya dava açılmadan önce tüketici hakem heyetine müracaat edilmesi zorunludur.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 70/2.maddesinde, il ve ilçe tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı ve İcra ve İflas Kanunu’nun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlere göre yerine getirileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre, verdiği karar ilamlı icra yolu ile takibi mümkün olan Tüketici Hakem Heyetine müracaat etmeden ilamsız icra takibi yapmakta tüketicinin hukuki yararı yoktur. Bu durumda tüketici hakem heyetine müracaat edilip uyuşmazlıkla ilgili olarak bir karar almadan icra takibi yapılamayacağı gibi, tüketici mahkemesinde de dava açılamaz. Buna rağmen icra takibi yapılması ve icra takibine itiraz edilmesi halinde ise, itirazın iptali istemiyle tüketici hakem heyetine müracaat edilemez.”

ifadelerine yer verildi.

Buna göre, 3.300 TL ve altındaki tüketici hukuku kapsamındaki uyuşmazlıklar bakımından artık doğrudan icra takibi yapılması haksız sayılacak…

İl ve ilçe tüketici hakem heyetine başvuru için güncel parasal sınırları şurada bulabilirsiniz.


  1. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E. 2015/10571 K. 2015/8738 T. 18.3.2015 sayılı kararı. 

Taahhütlü aboneliklerin sona erdirilmesi

Taahhüt süresi dolmadan bir aboneliği sona erdirirseniz ne olur?

Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği m. 16 bu konuyu düzenliyor:

Taahhütlü aboneliğin süresinden önce feshi

MADDE 16 (1) Taahhütlü aboneliklerde tüketicinin süresinden önce taahhütlü aboneliğini sonlandırması halinde, satıcı veya sağlayıcının talep edeceği bedel, tüketicinin taahhüdüne son verdiği tarihe kadar tüketiciye sağlanan indirim, cihaz veya diğer faydaların bedellerinin tahsil edilmemiş kısmının toplamı ile sınırlı kalmak zorundadır. Ancak, tüketiciden taahhüt kapsamında tahsil edileceği belirlenen bedellerin henüz tahakkuk etmemiş kısmının toplamının, bu tutardan düşük olması halinde sınır değeri olarak tüketici lehine olan tutarın esas alınması zorunludur.

(2) Taahhütlü aboneliklerde tüketicinin yerleşim yerinin değişmesi ve taahhüt konusu hizmetin tüketiciye yeni yerleşim yerinde aynı nitelikte sunulmasının fiilen imkansız olması durumunda, tüketici birinci fıkrada belirtilen tutarları veya herhangi bir bedeli ödemeksizin taahhütlü aboneliğini feshedebilir.

Elektrik, su, doğal gaz ve elektronik haberleşme sektörü dışındaki abonelik sözleşmelerine bu madde uygulanmıyor.

Cayma hakkı süreleri

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanununa göre cayma hakkı süreleri:

  • Taksitle satış sözleşmesinde 7 gün
  • Tüketici kredisi sözleşmesinde 14 gün
  • Ön ödemeli konut satış sözleşmesinde 14 gün
  • İş yeri dışında kurulan sözleşmelerde 14 gün
  • Mesafeli sözleşmelerde 14 gün
  • Finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmelerde 14 gün
  • Devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmelerinde 14 gün

İnternetten yapılan alışverişler, mesafeli sözleşme olarak nitelenir ve 14 günlük cayma hakkına tâbidir.

Ön ödemeli konut satış sözleşmesi, tüketicinin konut amaçlı bir taşınmazın satış bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı tüketiciye devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşmedir.

Satıcı veya sağlayıcı ile tüketici arasında; a) Teklifin tüketici ya da satıcı veya sağlayıcı tarafından yapılmasına bakılmaksızın iş yeri dışında, tarafların eş zamanlı fiziksel varlığında kurulan, b) Tarafların eş zamanlı fiziksel varlığında tüketiciyle iş yeri dışında görüşülmesinin hemen sonrasında, satıcı veya sağlayıcının iş yerinde ya da herhangi bir uzaktan iletişim aracıyla kurulan, c) Mal ve hizmetlerin tüketiciye tanıtımı ya da satışı amacıyla satıcı veya sağlayıcı tarafından düzenlenen bir gezi esnasında kurulan, sözleşmeler iş yeri dışında kurulan sözleşmeler olarak kabul edilir.

Her türlü banka hizmeti, kredi, sigorta, bireysel emeklilik, yatırım ve ödeme ile ilgili hizmetler, finansal hizmet olarak nitelenir. Bu hizmetlerin verilmesine ilişkin olan ve uzaktan iletişim araçlarıyla (örneğin internet veya telefon üzerinden) kurulan sözleşmeler, finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşme sayılır.

Devre tatil sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkânı veren sözleşmelerdir.

Uzun süreli tatil hizmeti sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye, belirlenen süre zarfında konaklamaya veya konaklama ile birlikte seyahat ya da diğer hizmetlerin beraber sunulduğu durumlara ilişkin indirim yahut diğer menfaatlerden faydalanma hakkı verilen sözleşmelerdir.

Tüketici mahkemesinde duruşma zorunlu mu?

Bir tüketici tarafından açılan, konut kredisinde dosya masrafının iadesi hakkında tüketici mahkemesinde görülen davada mahkeme, duruşma yapmadan dosya üzerinde inceleme yaparak karar vermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma istemi üzerine inceleme yapan Yargıtay, bu kararı HMK m. 320’de yer alan “mümkün olan hallerde” ifadesinin dar yorumlanması gerektiği, duruşma yapılmadan karar verildiği gerekçesiyle bozmuştur. Ben bu karara katılmıyorum.

Mevzuat

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), 320/1. maddesinde “Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.” hükmünü içerir.

Öte yandan HMK m. 27, “Hukuki dinlenilme hakkı” başlığını taşır ve şu düzenlemeyi getirir:

“1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.  (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.”

HMK m. 320 duruşma yapılmadan karar verilmesine imkan tanırken, HMK m. 27 davanın taraflarının hukuki dinlenilme hakları olduğunu, açıklama ve ispat hakları bulunduğunu vurgular.

13. Hukuk Dairesi’nin Gerekçesi

Daire, HMK m. 320’de “mümkün olan hallerde” ve ancak ön inceleme aşamasında dosya üzerinden karar verilmesinin mümkün olduğunun belirtilmesi suretiyle yasanın uygulama alanının dar bir çerçevede belirlendiğini kabul etmiş; HMK m. 27’de yer alan hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak duruşma yapılmasının zorunlu olduğu yönünde gerekçe belirterek bu kararı bozmuştur.

Yargıtay bu kararında, hukuki dinlenilme hakkının bir yansıması olarak HMK m. 297/1-c’de yer alan, mahkemelerin gerekçeli kararlarında yer alan tarafların iddia ve savunmalarının özeti ve diğer unsurların belirtilmesi gereğini vurgulamıştır.

Değerlendirme

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’ne göre HMK m. 320’de yer alan “mümkün olan hallerde” ifadesinin dar yorumlanması gerekecektir.

Hangi hallerin “mümkün olan hal” kapsamında değerlendirilebileceğine dair kararda nesnel bir ölçüt belirlenmemiştir. Şayet m. 27’de tanınan hukuki dinlenilme hakkı, her halde duruşma yapılması şartı olarak yorumlanırsa esasen mümkün olan bir hal bulmak imkansız da olabilir.

HMK m. 320, basit yargılama usülü kapsamında olan, kanunun 6. kısmında yer alan bir hükümdür. Tüketici Mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır (6502 s. Kanun m. 73/4). Bu nedenle karara konu olayda da mahkeme basit yargılama usulünü uygulamıştır.

Dosya üzerinden duruşma yapılmadan karar verilmesi imkanı, basit yargılama usulünde kabul edilmiş, yazılı yargılama usulünde kendisine yer bulmamıştır. Yasa koyucu, basit yargılama usulüne tâbi işlerin mahiyeti gereği dosya üzerinden karar verilebilmesi imkanını özellikle tanımıştır.

Bu imkanın, esasen, HMK m. 27’de kendisine yer bulan “hukuki dinlenilme hakkı” ile çeliştiği söylenemez; zira taraflar, açıklamada bulunma ve hukuki dinlenilme hakkını mahkemeye sundukları dilekçelerle kullanmaktadırlar. Hukuki dinlenilme hakkı, her zaman duruşma yapılmasını zorunlu kılmaz.

Şayet dosya üzerinden karar verilmesi, tarafların hukuki dinlenilme haklarını daima ihlal etseydi, bu durumda dosya üzerinden karar verilen tüm yargılamaların anayasaya ve adil yargılanma hakkına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükmüne aykırı olmasından söz etmek gerekirdi. Oysa tüm idari yargılamalar kural olarak duruşmasız yapılmaktadır.

Yasa koyucu hakime, basit yargılama usulüne tabi olan davalarda, mümkün olan hallerde dosya üzerinde karar verme konusunda bir takdir hakkı tanımıştır. Bu bilinçli bir tercihtir ve uygulanması gerekir. Yargıtay bu takdir hakkının geniş yorumlandığına ilişkin somut bir neden ileri sürmemiş, kanunu dar yorumlamak gerekir gerekçesiyle kararı bozmuştur. Bunun usul ve yasaya uygun olmadığı kanısındayım.

İlgili karara şuradan ulaşılabilir. 1


  1. Kaynak: 15 Ocak 2015 Tarihli ve 29237 Sayılı Resmî Gazete