Kimler işveren vekili sayılır?

İşe iade davalarını açmak için aranan şartlardan birisi de, davacının işveren vekili statüsünde olmamasıdır. Peki eski çalıştığı işyerinde yetkili pozisyonda olan her çalışan işveren vekili midir? İşveren vekili olarak kimler sayılabilir?

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre işletmenin bütünü yönetip işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan kişiler işveren vekili sayılıp iş güvencesinden yararlanamayacaktır.

Yerleşik Yargıtay kararlarına göre iş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri her şeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak belirtelim ki, iş yerinde genel müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir; bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2009/41 Esas – 2010/38580 Karar sayılı, 17.02.2010 tarihli ilamında iş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

“…4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi işçinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmaması gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri her şeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak belirtelim ki, iş yerinde genel müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir; bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir. Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin 18’nci madde anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır, işyerinin tümünü sevk ve idare ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Bu işyeri işletmeye bağlı bir işyeri de olabilir. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, işyerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa İş Kanunu’nun 18. maddesi anlamında işveren vekili sayılmaz. İş güvencesinden yararlanır. Aynı şekilde, işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan insan kaynakları müdürü ile personel müdürü, işyerinin tümünü yönetmediğinden iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilecektir. Ancak işletmeye bağlı bir işyerinde, bu işyerinin tümünü sevk ve idare eden, ayrıca işe alma ve işten çıkarma yetkisi olan işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. (26.05.2008 gün ve 2007/35929 Esas, 2008/12484 Karar sayılı ilamımız). Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacının, davalı şirketin müdürü olarak şirketi her konuda münferiden temsil ve ilzam etmek üzere yetkili olduğu ticaret sicil kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ticaret sicil kayıtlarındaki bu tescil karşısında davalı şirket ile davacı arasında düzenlenecek sözleşme ile bu yetkinin bölünmesi üçüncü kişileri bağlamayacağından davacının işveren vekili sayılması gerekir. Bu nedenle iş güvencesi kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığından, davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır…”

Continue reading →

Perakende sektöründe prim ve bedel talebine sınırlama

6586 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan, ve 06.08.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelik, perakende sektörünü ilgilendiren önemli düzenlemeler içeriyor. Prim ve bedel sınırlaması bu yeni düzenlemeler arasında özellikle önem taşıyor.

Yönetmelik uyarınca, büyük mağaza ve zincir mağazalar ile bayi işletme ve özel yetkili işletmeler tarafından üretici veya tedarikçilerden alınabilecek prim ve bedellere ilişkin önemli sınırlamalar getirildi.

Yönetmelik, bu prim ve bedelleri konu bakımından ve taraflar arasındaki sözleşmenin unsurları bakımından sınırlıyor:

1. Konu bakımından sınırlama:

Yönetmeliğin 4. maddesi uyarınca prim veya bedel, ancak ürün talebini doğrudan etkileyen tanıtım ve konumlandırma gibi hizmetlerin karşılığında alınabilir.

Yönetmelik, aktivite primi ile reklam, dergi, anons, raf tahsisi, gondol ve kasa önü bedeli gibi bedel ve primleri bu kapsamda örnek olarak sayıyor.

Yönetmelik, ürün bedelini doğrudan etkilemeyen herhangi bir prim veya bedel alınmasını 4/2. maddede geniş bir dille ve açıkça yasaklıyor ve bunu sonraki maddelerde yaptırıma tabi tutuyor.

 2. Sözleşmenin unsurları bakımından sınırlama:

Her şeyden önce, prim ve bedel konusunda taraflar arasında bir sözleşme yapılmış olması zorunlu. Taraflar arasında sözleşme olmadan kesilen faturalar ve yapılan ödemeler, yönetmeliğin ihlalini oluşturabilir.

Taraflar arasındaki sözleşmede bu hususun düzenlenmesinin de belirli şartları var:

Sözleşmede;

(1) Prim ve bedelin türü ve oranı ile

(2) Prim ve bedele konu hizmetin süre ve/veya sayısı belirtilmeli ve

(3) bu hizmet gerçekten verilmeli.

Tedarikçi, üretici ve perakendeciler, söz konusu Yönetmelik ve yasanını getirdiği yeni ilke ve kurallara dikkat ederek faaliyetlerini sürdürmeliler, aksi takdirde idari/hukuki yaptırım ve zararlara uğrayabilirler.

Yönetmeliğin ilgili maddesini aktararak yazıyı sonlandırıyorum:

Prim ve bedel talebi

MADDE 4 – (1) Büyük mağaza ve zincir mağazalar ile bayi işletme ve özel yetkili işletmeler, üretici veya tedarikçiyle yaptıkları sözleşmede prim ve bedelin türü ve oranı ile verecekleri hizmetin süre ve/veya sayısını belirtmek ve bu süre ve/veya sayıda hizmet vermek koşuluyla, ürün talebini doğrudan etkileyen tanıtım ve konumlandırma gibi hizmetleri nedeniyle üretici veya tedarikçiden aktivite primi ile reklam, dergi, anons, raf tahsisi, gondol ve kasa önü bedeli gibi prim ve bedel talep edebilir.

(2) Birinci fıkrada sayılan perakende işletmeler üretici veya tedarikçiden, mağaza veya şube açılışı ve tadilat, ciro açığı, banka ve kredi kartı katılım bedeli gibi adlar altında, ürün talebini doğrudan etkilemeyen herhangi bir prim ya da bedel talep edemez.

(3) Prim ya da bedel talebine konu ürünün perakende işletmenin palet, sepet, stant ve diğer teşhir ünitelerinde satışa sunulması halinde, raf tahsisi hizmetinin verildiği kabul edilir.

 

 

Machievelli – Cuma Adlı Adamlar

14 Ekim tarihli Cuma Adlı Adamlar‘da hocam Cemal Bali Akal ile Ozan Erözden konuklar arasındaydı. Machievelli konuşuldu. Malum “makyevelizm” (ilkesizlik) güncelliğini hiç yitirmiyor.

Akal’ın derslerinin ilgili bir takipçisi idim fakültede. Bu yayının, tesadüfen, benim bu programın destek olduğum bölümüne denk gelmesi benim için hoş bir sürprizdi.

Programı dinlemek için: http://acikradyo.com.tr/podcast/147726

İlgili kitap.

Yayından bazı notlar:

  1. Akal: Enzo Baldini iyi bir Machievelli uzmanıdır, sempozyumda ve kitapta kendisiyle çalıştık.
  2. Turhanlı: Hem cumhuriyetçi hem hükümdara yol gösteren. Nasıl oluyor, çelişkili değil mi?
  3. Akal: Machivelli’yi cumhuriyet üzerinden düşüneceksem kent cumhuriyeti bağlamında düşüneceğimi söyleyebilirim yalnızca, cumhuriyet tanımlamalarından sadece biri olduğunu vurgulayarak, ve modernite içerisinde nerede olduğunu düşünerek cevaplandırabilirim bu soruyu.
  4. Erözden: Prens kitabını öğütler kitabı olarak değil eleştiri kitabı olarak da okunabilir. İktidarın daha yaygın bir şekilde kullanılması gerektiğini söyleyebiliriz bu perspektiften değerlendirirsek. Cumhuriyet.
  5. Turhanlı: Geniş-dar anlamlı hikmet-i hükumet nedir?
  6. Erözden: Bundan önce Machievelli ile Makyevelizm arasındaki farkı ortaya koymalı. Makyevelizm’i “amaç her türlü aracı meşrulaştırır” olarak anlarsak, Machivelli, Makyevelist değildir. Ondan üremiştir, ancak ona çok uygun bir düşünce biçimi değildir.
  7. Hikmet-i hükumet de bu anlamda değerlendirilebilir. Kural tanımazlık esnekliği olarak anlaşılırsa Makyevelist bir anlam taşır. Bir yönetme sanatı olarak da anlaşılabilir: Siyasi bütünün, içinde yer alanlardan ve özellikle yöneticilerden daha üstün bir amacı olduğu ve yöneticilerin kendi kişisel çıkarlarını bir kenara bırakarak siyasi bütünün amacı doğrultusunda hareket etmesi anlamına da gelebilir.
  8. Madra: Machievelli’yi Makveyelizm’den ibaret görmek acı. Ne kadar oldu?
  9. Akal: Prens: Yazılış tarihi 1513, basılış 1532.
  10. Akal: Bütün düşünürler için geçerlidir, derinine girince anlaşılan ile onun üzerinden yayılan hurafeler… Katolik kilisenin Prens’e tepkisi elbette buydu ancak 500 yıl sonra hala bu tepki doğru değil.
  11. Erözden: Hikmet-i hükumet (raison d’etat). Hükumet etmenin bilgisi, hükumet etmenin yolunu yordamını bilmek. İki türlü kurgulanabilir: (1) Yöneticinin denetimsiz kalması, hukuk devletinin dışına çıkmasını ifade edebilir. (2) Yöneticinin karar verirken siyasi bütünün çıkarını düşünmesi, kendi çıkarını değil. – 20. yy’da, hukuk devleti kavramı geliştikten sonra, hukuk devletinin antitezi olarak anlıyoruz. Hukuk kurallarından sapmak olarak anlaşılır ve elbette olumsuz bir anlam taşır.
  12. Turhanlı: Siyaset, halkın da yönetime katılması olarak anlaşılıyor günümüzde. Hükümdar’ın şeytani bir yapıda olduğunu söylemişsiniz, Spinoza’nın Teolojik Politik İnceleme’si gibi. Skolastik düşüncenin altını oyan bir düşünür, siyaseti gökten yeryüzüne indiren bu düşünceyi Machievelli’de nerede bulabiliriz? Akal: (1) Meşruiyet ilişkisinde. Skolastik meşruiyet ilişkisi yöneticiyi Tanrı’da doğrular, eylemlerini onun yasasında değerlendirir. İyi ya da kötü olduğunu bu şekilde belirler. Machievelli bu bağı koparır. Prense, hükümdara söylediği şudur: “Ne istersen yapabilirsin.” Kitabının özeti budur. Davranışlarını değiştirebilirsin, hiçbir ilkeye bağlı değilsin, serbestsin. Katolik Kilisesi’nin resmi görüşünün tam karşısında bu. Tanrı’ya bağlı ise yönetici, istediği her şeyi yapabilecek olan skolastik düşüncede sadece Tanrı’dır, hiçbir insani gücün böyle bir yetkisi olamaz. Machievelli bunu söylediği anda yönetici ile tanrı arasındaki meşruiyet bağını koparıyor. Yeni bir Tanrı doğuyor, dünyevi, ölümlü bir Tanrı. İnsan. (2) Machievelli aynı zamanda anti-feodal bir düşünür, döneminin hakim sınıfına karşı. Açık bir siyasi tavır değil, fakat Prens’te söyledikleri bunun işaretlerini verir. Küçükler ve büyükler terminolojisiyle konuşur, bizim siyasi/hukuki terminolojimizden farklı. Büyükler soylular, küçükler geleceğin burjuvaları olarak adlandırılabilecek kitle… Hükümdarın desteğini büyüklerden değil küçüklerden alması gerektiğini savunur. Böylece ikinci darbeyi vurur feodal sisteme, hem inancına hem sosyal katmana. – Tüm bunları çekincelerle söylüyorum, tüm bunları M. tek başına orada durup düşünmüş, başkası bunları düşünmemiş değil. Hiçbir düşünürün böyle olması mümkün değil. M. de başka düşünürler gibi döneminin insanı. Bu düşünceler o güne kadar başka düşünürlerce de hazırlanıyor, Kilise içerisinden de çıkıyor. 4. yy’a Augustinus’a kadar dayandığı söylenir. Nominalistler, Fransiskenler… M ile kıyasen daha kuramcıdırlar. M.’nin çağdaşları var ondan çok daha kuramcı olan. – M.’yi özel kılan belki de meşruiyet ilişkisini koparırken yerine yerine bir şey koymamasıdır. M.’yi M. yapan bu eksikliğidir. – Hikmeti hükumet de bir meşruiyete dayanır. Ulusal güvenlik, kamu yararına dayanır. M.’yi arkasından gelenlerle, yeni meşruiyet ilişkisi kuranlarla, Suarez ile Hobbes ile anlamlandırıyoruz hep, hikmet-i hükumet meselesinin asıl resminin çizildiği nokta oralar… M., bir meşruiyet ilişkisini kesip, yenisini oluşturmayarak sıfır noktasında düşünürüm. Bu yüzden her türlü yoruma açıktır. Ama ilginç olan düşünürler de bunlardır. Spinoza gibi, Vitoria gibi. Geçiş aşaması düşünürleri. Bu onları cazip kılar. Söylediklerinden çok durduğu ikircikli yer onu ilginç kılıyor.
  13. Madra: Devrimci bir tarafı da var.
  14. Akal: Bir düzenin yıkılışı. M. bir düzenin yıkılışını iyi görüyor, 16. yy’dayız artık bir sürü şey yıkılmış. Yıkılan bir şeyi resmediyor.
  15. Turhanlı: Bütün kurumların insan yapısı olduğunu ve yıkılabileceğini haber vermiş oluyor, bir anlamda devrimcidir denilebilir.
  16. Akal: Bir yaratıcının yerine başka bir aşkınlaştırma. Tanrının iradesi yerine ulusun iradesi. Daha M. işin başında ama, bunu da bir aşkınlaştırma olarak görebiliriz. Hükümdarın arkasından devlet gelir zaten. Ulus iradesi. Yasa yaratma.
  17. Turhanlı: Pleblerin düşünürü diye okumuştum.
  18. Akal: Evet, ayak takımının düşünürü denilebilir. Burjuva olmamışlar daha. Yavaş yavaş.
  19. Turhanlı: Basit bir söyleyişle, siyasi etiksizlikte M.’nin hiç mi suçu yok?
  20. Akal: M.’nin bir tarihçi olduğunu düşünüyorum, siyaset felsefecisi olmadığını düşünüyorum. Makveyelizm hurafesinin yaygın yansıması, Prens’i Stalin ve Hitler başucu kitabı yapmışlar iddiasıdır. Doğru olup olmadığını bilmiyorum. Okudukları kanısında değilim. Zaten zamanında da, göze girmek için yöneticilere verilmiş, bir kenara atılmış. Ölümünden sonra yayınlanmış, kitap yakılmış. Ölmeseydi kendisini de yakabilirlerdi. – Kitle karşıtı olduğu kanaatinde de değilim. Tam tersi üstelik, Prens’in gücünü dayandıracağı yer olarak kitleyi gösteriyor, küçükler… Bu yeni bir düşünce. Kimseden nefret ettiğini düşünmüyorum. Belki soylulardan… Kiliseden hoşlanmadığı kanısındayım.
  21. Erözden: M.’nin en dikkat çekici noktası, bir meşruiyet kaynağını yıkıp yerine başka bir kaynağını önermemiş olması. Meşruiyet ihtiyacı hissetmeyen bir yönetim biçimi. Etikten tamamen yoksunluk da bu anlamda yakıştırılabilir. M.’de bu sonuca varmamak da mümkün ve gereklidir. Esas olarak bakılması gereken, onu devrimci yapan, yüzyıllar boyunca geçenli mevcut yapıyı yıkma cesareti göstermesi. –  Demokratik kuramın da diktatöryel rejimlerin temelinde de bir meşruiyet kaynağı olarak “ulus” tahayyülü yatar. “Hayalî cemaat”. Varlığı, anlamı, geçmişi geleceği olan bir şey. Ona bakılarak siyaset ve kurumlar yapılandırılıyor.
  22. Madra: Makyavelizm terimi, Machievelli’ye en önemli haksızlıklardan biri.
  23. Erözden: Buna “ilkesizlik” diyebilirsiniz, Machievelli’yi okurken oradan ilkesizlik çıkıyor mu diye düşünebilirsiniz. Ama “Makyavelizm” denmeyebilirdi.
  24. Akal: Başka bir okumayla, M’nin gücü ifşa ettiği de söylenebilir. Her etik göndermesi bir sansür de içerir. M., bu etik değerlerin arkasında, bu perdelerin arkasında ne olduğunu gösterir. Meşruiyet perdesini ortadan kaldırdığınızda her şeyin arkasında duran güç denilebilir. Her dönem için bir devrimci sayılabilir bu anlamda. Hukuki olanın arkasında güç hep saklıdır. Meşruiyet perdesini kaldırdığınıza göreceğiniz şey, güç.
  25. Madra: Kudret, muktedirlik ilişkisi üzerinde erken düşünenlerden biri. Her çağın en önemli sorunlarından. Kudretin, gücün, muktedirliğin nerede saklı olduğu.
  26. Erözden: Haklılaştırma amacı gütmeden yapması önemli.
  27. Madra: Gücün nerede gizli olduğu her çağın en önemli sorunlarından.
  28. Turhanlı: Sadece güç de değil, güç olan her yerde şiddet de var. Güç ile şiddet bağlantısını ortaya çıkarması da devrimci.
  29. Turhanlı: O kadar çok siyaseten ahlaksızlıkla birlikte anılıyor ki, ona buradan kurtarmaya çalışanlar, hükümdarın sadece teknik bir kitap olduğu, siyasetin tekniğini öğreten bir kitap olduğu, kimyagerin analizi gibidir diyenler olmuş. Ernst Cassirer – Devlet Felsefesi’nde böyle… Oysa siyaset laboratuvarda yapılmıyor. Bu indirgemeci bir tutum değil mi sizce?
  30. Akal: Bu bana basit bir yorum olarak görünüyor. M.’nin satır aralarından, içinde bulunduğu geçiş aşamasında düşünmezsek bu kitabı iki saatte falan okursun. Okuyan biri ne varmış bunda diyebilir. Başka bir şekilde okumak gerekir. Bu yorum da bu anlamda basit geliyor bana.
  31. Madra: Bu günümüzde de sıklıkla gördüğümüz indirgemeci yaklaşım gibi görünüyor ne yazık ki. Bir haksızlık da oradan geliyor M.’ye denilebilir.
  32. Turhanlı: Modern siyasetten anladığı nedir, nasıl bir siyaset öneriyor? Günümüzdeki siyaset anlayışından farkı nedir?
  33. Akal: M.’yi bir süreç içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Modern siyasi hukuki düşünce içinde değerlendirerek, onu izleyenlerle birlikte düşünerek ondan bir anlam çıkarıyoruz. Bir anti-feodal olması, hem Katolik Kilise’ye hem belirli bir hakim sınıfa karşı olması, yeni bir hakim sınfın, yeni bir meşruiyet anlayışının habercisi olması önemli. Luther’in de onun izleyicilerinden olduğu kanısındayım, okumuş olması gerektiğinden değil, muhtemelen okumuş olsa da nefret eder. Ama sonuçta protestanlıkla birlikte yeni bir dünya. Luther, “Dünyevi efendiye sonsuz itaat borçlusunuz” der. M. de başka bir şey söylemez. Bu anlamda M.’nin moderniteyi hazırladığı söylenebilir. Modernite öncesinde demek istemiyorum bununla. M. bir sıfır noktasında, 100-150 yıllık bir dönem, bir çöküş var ama eskisi de bir şekilde sürüyor, yeni gerçekliklere eski adlar veriliyor, yeni adlar bulunuyor. M. diliyle de öyledir. Mesela “Devlet” kelimesini kullanır. “Stato”. Bu çok modern bir şeydir. Ama onun dışında sözleşme düşüncesi aklına bile gelmez, o zaman da tam anlamıyla modern olunmaz çünkü ulus iradesi oradan çıkacaktır. M.’de hep derler ulusçu bir düşünce vardır diye, tohumları vardır, ulusal orduyu işaret eder, geleceğin silahlı teşkilatlanmasıdır, Napolyon’a kadar görülmez, bu yüzden N. için M.’nin ilk gerçek izleyicisidir denir. Tohumlar var, ama N.’den geriye giderseniz ve onunla birlikte düşünürseniz M.’de bunu bulabilirsiniz.
  34. Madra: İki saatte biten bir kitap, bağlamdan koparıldığı zaman Makveyelizm kavramına yol açıyor, süreç içerisinde düşünmek gerekiyor.
  35. Erözden: Öyle. Bugünün siyaseti bakımından M. düşüncesinden ne çıkarılabilir diye bakıldığında, bugün geçer akçe olan popülizm, kitleye yönelik siyaset yapmak da bir şekilde M.’ye kadar düşünsel açıdan götürülebilir. “Balkanlar için Prens” adlı kitap, günümüz için yazıldı.
  36. Turhanlı: Hobbes ile de karşılaştırılıyor? Karşıtlık, benzerlik?
  37. Akal: Devamlılık olduğunu düşünüyorum. M. sadece hükümdardan söz eder. Muhtemelen daha fazlasını da düşünemez. Ama hükümdar diye söz ettiği, neredeyse, daha sonrasının yaratıcı bireyidir. Kendi kaderini değiştirebilecek olan bir varlık. Bir devlet düşünürü olan Hobbes’un “Ölümlü Tanrı” diye adlandırdığı devlet, M.’nin Prens’inin devamıdır. M. Hobbes gibi devleti düşünemez de. Prensin arkasından gelen devlet, daha sonra ulus olacaktır. Modern birey olarak da adlandırabiliriz bunu.

500 milyon Yahoo kullanıcısının bilgileri çalınmış

Yahoo’nun bugün yaptığı açıklamaya göre 2014 yılının ikinci yarısında Yahoo’nun 500 milyon kullanıcısının hesap bilgileri devlet tarafından finanse edildiğine inandıkları bir fail tarafından çalınmış. Bu bilgiler şunları içeriyor olabilirmiş:

  • İsim, e-posta adresleri, telefon numaraları, doğum günleri, şifrelerin kriptolanmış halleri, güvenlik soruları ve cevapları.

Yahoo, etkilenen kullanıcılarına bu durumu bildirdiklerini belirtmekle birlikte bütün kullanıcılarının şunları yapmasını öneriyor:

  • Yahoo hesabına tanımla güvenlik sorularını iptal etmek.
  • Diğer hesaplardaki aynı veya benzer güvenlik soruları ve cevaplarını değiştirmek.

Tuhaftır, Yahoo bunu önermekle birlikte hangi güvenlik sorularını kullandığınızı sistemde size göstermiyor. Hatırlamanız gerekiyor.

Bu olay sebebiyle yıllar sonra Yahoo mail hesabıma giriş yaptım. Saklama alanını 1 TB’ye çıkardıklarını farkedince nereden nereye diye düşündüm. Bir zamanlar Yahoo vardı. Gmail  “bitmeyecek bir depolama alanı” vaadiyle, Yahoo’nun ücretli sunduğu özellikleri ücretsiz sunarak kullanıcı kazandı. Geride bıraktı bütün rakiplerini. Bugün ise 15 GB ile sınırlamış durumda saklama alanını. Yahoo 1 TB yaparak kaybettiği bu oyunda gidişatı tersine çevirebilir mi? Sanmıyorum. O gün atmak gerekiyordu yenilikçi ve rekabetçi adımları…

Mesela, en azından, kullanıcıların yıllar sonra bir skandal vesilesiyle de olsa hesaplarına giriş yapmışken onları bir kere daha hayalkırıklığına uğratmamak, onlara başka yerlerde de değiştirmeleri gereken güvenlik sorularının ne olduğunu hatırlatabilmek gerekiyor.

Kesimhanelerde veteriner zorunluluğu değişiyor

Gıda güvenliğinin sağlanması halk sağlığını temin için bir zorunluluk ve bu sebeple devletin temel görevlerinden birini oluşturuyor. Kesimhanelerde veteriner denetimi de gıda güvenliğin çok önemli bir unsuru.

Kesimhanelerde veteriner denetimi zorunluluğunu düzenleyen 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu‘nun 31/8. maddesinde yer alan “veya yetkilendirilmiş veteriner hekim” ibaresinin iptali Anayasa Mahkemesi tarafından kararlaştırıldı.

31/8: Bakanlık, kesimhanelerde, kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmi kontrolleri yapmak üzere, resmi veteriner hekim [veya yetkilendirilmiş veteriner hekim] görevlendirir.

Kararın gerekçesi, yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin kontrol görevlisi kapsamında sahip oldukları yetkilerin kapsamının belirlilik taşımaması olarak belirtildi.

Böylece Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, kesimhanelerde denetim için sadece Bakanlık personeli olan resmi veteriner hekimleri görevlendirebilecek.

Anayasa Mahkemesi kararı 21.09.2016 günü Resmi Gazete’de yayımlandı. Karar yayımından 6 ay sonra yürürlüğe girecek. Karara ulaşmak için tıklayınız.

Öğretim üyesi doktorlara müjde…

Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde öğretim üyesi olan doktorların, diş hekimlerinin ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim üyelerinin, mesai saatleri dışında serbest meslek faaliyetinde bulunmaları veya özel sağlık kuruluşlarında çalışmaları durumunda üniversite ödeneği ve ek ödeme ödenmeyeceğine dair yasa hükmünü kısmen iptal etti.

İptal kararı, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun geçici 70. maddesine ilişkin.

Madde metni, iptal edilen kısımları köşeli parantez içerisinde ve kalın olarak şöyle:

Geçici Madde 70:

[Tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim üyelerinden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla mesai saatleri dışında serbest meslek faaliyetinde bulunmakta veya özel sağlık kuruluşlarında çalışmakta olanlara, bu faaliyetlerini sona erdirinceye kadar üniversite ödeneği ve ek ödeme ödenmez.] Bunlardan belirtilen faaliyetlerini sona erdirmek isteyenler, 31/12/2014 tarihine kadar bu konudaki iradelerini görevli oldukları kurum yönetimlerine bildirirler ve bunların en geç 31/5/2015 tarihine kadar bu faaliyetleri sona ermiş sayılır ve çalışma uygunluk belgesi veya izni iptal edilir. Bu süre içinde mali hakları ve ek ödemeleri tam olarak ödenmeye devam olunur.

Bu madde kapsamında bulunan öğretim üyelerinden belirtilen faaliyetlerinden dolayı görevi kötüye kullandıkları yargı kararı ile tespit edilenlerin, genel hükümlere göre sorumlulukları saklı kalmak kaydıyla, serbest meslek veya özel sağlık kuruluşlarında çalışma uygunluk belgesi veya izni iptal edilir.

Bu madde hükmü Gülhane Askeri Tıp Akademisi öğretim üyeleri hakkında da uygulanır.[Ancak bu öğretim üyelerine üniversite ödeneği ile sağlık hizmetleri tazminatı ödenmez.]

Karar bugün yani 21.09.2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı ve yürürlüğe girdi. 1

Karar metnine ulaşmak için tıklayınız.

Notes:

  1. 6216 sayılı Kanun m. 66/3 gereğince.

BadUSB saldırılarından korunmak [Windows]

Aşağıdaki işlemleri uygulamanız, Microsoft Windows işletim sistemi üzerinde “BadUSB” saldırılarından bir ölçüde korunmanızı sağlayabilir:

  1. Windows tuşu + R tuşu / gpedit.msc / ENTER
  2. “Yönetim Şablonları” / “Sistem” / “Aygıt Yükleme” / “Aygıt Yükleme Kısıtlamaları”
  3. “Çıkarılabilir aygıtların yüklenmesini engelle”: “Etkin”
  4. “Yöneticilerin Aygıt Yükleme Kısıtlaması ilkelerini geçersiz kılmasına izin ver”: “Etkin”
  5. “Bu aygıt kurulum sınıflarıyla eşleşen sürücüleri kullanan aygıtların yüklenmesini engelle”: “Etkin”
  6. “Bu aygıt kurulum sınıflarıyla eşleşen sürücüleri kullanan aygıtların yüklenmesini engelle” / “Göster” bölümünde aşağıdaki kodları ekleyiniz (parantezleri eklemeyiniz) (diğer aygıtlar için):
    1. 4d36e96b-E325-11CE-BFC1-08402BE10318 (klavye)
    2. 4D36E972-E325-11CE-BFC1-08012BE10318 (ağ bağdaştırıcısı)
    3. e0cbf06c-cd8b-4647-bb8a-263b45f0f974 (bluetooth)
    4. 4D36E96F-E325-11CE-BFC1-08002BE10318 (fare ve trackpad)
    5. 4D36E96D-E325-11CE-BFC1-08002BE10318 (modem)
    6. 36FC9E60-C465-11CF-8056-444553540000 (USB hubs)

Hangi işletim sistemi ve hangi tarayıcı daha yaygın?

Hangi işletim sisteminin ve hangi tarayıcının web gezginleri arasında daha yaygın olarak kullanıldığı sorusuna cevap ararken bu mütevazı sitenin istatistiklerine bakmak bir fikir verebilir mi, deneyelim.

Ekim 2015’den beri toplam ziyaret sayısı 123.925

İşletim sistemi:

  • Windows %62
  • Android %23
  • iOS %9
  • Mac %3
  • Linux %1
  • Windows Phone %0,8

Tarayıcı:

  • Chrome %67
  • Safari %10
  • IE %8
  • Firefox %6
  • Android Browser %3
  • YaBrowser %1
  • Opera %1
  • Edge %0,8

Bu sitede bugün itibariyle yayımlanmış 226 yazı var. Bunların 53’ü, yani neredeyse her dört yazıdan biri Linux hakkında. Oysa site ziyaretçilerinin sadece %1’i Linux kullanıyor. :)

Teknoseyir‘in son 1 aylık verilerine göre oradaki ziyaretçilerin işletim sistemi dağılımı şu şekildeymiş:

  • Windows %51.5
  • Android %33.6
  • iOS %11
  • Mac OS %2.1
  • Linux %0.9
  • Windows Phone %0.5
  • Diğerleri %0.4

Bu siteye göre çok çok çok daha fazla ziyaretçisi olan Teknoseyir‘in istatistikleri ile bu siteninkiler hemen hemen örtüşüyor diyebiliriz. Teknoseyir’de Android oranı çok daha yüksek görünüyor.

Elbette bir sitenin ziyaretçi profili, o sitenin ne hakkında olduğuna göre değişiyor. Örneğin Steam hizmetinin istatistiklerinde Windows payı çok daha yüksek çıkıyor, çünkü Steam bir PC oyun platformu.

Hangi işletim sisteminin daha yaygın olduğu sorusuna daha ciddi bir cevap arayanları şöyle alalım.

Rakamlar bize başka neler söylüyor?

  • Kullanıcı tarafındaki bilgisayarlarda Windows’un pazar payına hakimiyeti devam etse de mobilin toplam oranı %32 olarak görünüyor. Mobil yükseliyor. Bu istatistiği 90’ların sonunda alsaydık Windows’un oranı %95+ olurdu muhtemelen. Bugün bu oran %50-60’lar seviyesinde.
  • Linux masaüstünde %1 seviyesinde olsa da Android de Linux çekirdeği kullandığından Linux aslında sandığımızdan daha yaygın. Elbette web’in bir de sunucu tarafı var, Linux asıl orada yaygın.
  • Bir zamanların yükselen yıldızı -ve benim vazgeçemediğim tercihim- Firefox’un düştüğü durum içler acısı. Mozilla bundan ders alıyor mu acaba?
  • Edge %1 bile paya sahip değil. Windows kullanıcıları kendilerine hazır sunulan tarayıcıyı kullanmak yerine bu tarayıcıyı sadece kendi kullanmak istedikleri tarayıcıyı indirmek için kullanıyorlar gibi görünüyor diyebilir miyiz?
  • iOS ve Mac’in toplam oranı %12 olduğu halde Safari %10’da kalıyor. Bu %2’lik fark Chrome’u tercih ediyor olabilir.
  • Bir zamanlar tarayıcı aleminin kralı olan “Internet Explorer” bugün Safari’nin bile gerisinde kalmış durumda.
  • Microsoft’un büyük yatırımlarla (Nokia’yı büyük ölçüde alarak) yaptığı Windows Phone hamlesi de çok kısa soluklu oldu. Bugün pazar payı %1’i bulmuyor.
  • Dev şirketler bile kötü yönetilebiliyor.